- Hey. Hi Cadence, this is Paul Finch.
- Finch, meet my younger sister, Cadence.
- Nice to meet you. You're reading Descartes.
- Yep.
- I think, therefore I am. Hungry. Hungry. So, when's Mark getting in?
- Uh, let's see, that would be never.
- Did you guys break up? How tragic.
- Hey. Selam Cadence, bu Paul Finch.
- Finch, küçük kardeşim Cadence'le tanış.
- Tanıştığımıza memnun oldum. Descartes okuyoprsunuz.
- Evet.
- Düşünüyorum öyleyse varım. Açım. Açım. Peki Mark ne zaman geliyor?
- Iıı bir bakalım, hiç bir zaman.
- Siz ayrıldınız mı? Ne trajik.
- You're covered in chocolate.
- I hate you.
- He was kidding around. And you go wash your jeans .
- You make me sick, all of you!
- Don't get mad, sweets!
- Leave me alone! I'm going to bed.
- Heryerin çikolata oldu.
- Senden nefret ediyorum.
- Sadece şaka yapıyordu. Git de kot pantolonunu yıka.
- Bni sinir ediyorsunuz, hepiniz!
- sinirlenme, tatlım!
- Beni rahat bırakın! Ben yatmaya gidiyorum.
- No, I don't want to be apart.
- You don't get it. They could come here at any moment. It's dangerous here, we'll sleep somewhere else. You leave tomorrow.
- Is this another attempt to trick me?
- You idiot!
- Don't hit me!
- You're so stubborn. Do as I tell you to.
- Hayır. Ayrılmak istemiyorum.
- Anlamıyorsun. Her an buraya gelebilirler. Burası tehlikeli, başka bir yerde uyuyacağız. Yarın gidersin.
- Bu beni oyuna getirmek için başka bir girişim mi?
- Seni aptal!
- Vurma bana!
- Çok inatçısın. Sana ne diyorsam onu yap.
- No, Sharon! I won't go into that hole with you. I'm over that shit.
- You're still scared of him.
- You know what? You shouldn't come here in your uniform. People will think we're in trouble.
- Nice seeing you too.
- Hayır, Sharon! Seninle o deliğe girmeyeceğim. Bu boku bitirdim.
- Hala ondan korkuyorsun.
- Biliyor musun? Buraya üniformanla gelmemelisin. İnsanlar başımızın dertte olduğunu düşünecek.
- Seni görmek de güzel.
- You're wonderful. You're so young. How can you look so lovely and fresh without sleep? Makes me jealous.
- Are you in that big of a hurry? Give me a minute, okay?
- I want you now.
- I've got to pee.
- Harikasın. Çok gençsin. Uykusuzken nasıl bu kadar güzel ve taze görünebiliyorsun? Beni kıskandırıyor.
- O kadar acelen mi var? Bana bir dakika ver, tamam mı?
- Seni şu anda istiyorum.
- İşemem gerek.
- You're taking it too personally.
- How else? I felt like throwing you in the hangar.
- We carried out an order. Now we can go home, take off our uniforms, and take it personally.
- Fazla kişisel alıyorsun.
- Başka ne yapayım? Seni hangara atıyormuşum gibi hissettim.
- Bir emri yerine getirdik. Şimdi eve gidebiliriz, önifprmanı çıkar ve kişisel almaya devam et.
- I'm going to be married.
- You're what?
- We're getting married and going to America on our honeymoon .
- When was this decided?
- Last night.
- Congratulations, Hank.
- I'm glad somebody's happy.
- Evleniyorum.
- Napıyosun?
- Evleniyoruz ve balayı için Amerika'ya gidiyoruz.
- Ne zaman karar verdiniz?
- Dün gece.
- Tebrikler, Hank.
- Biilerinin mutlu oldupuna sevindim.