go
Logo
twitter twitter
çevrimiçi: 1831 kişi  30 Mar 2026 
 Boşluk doldurma (kelimeler)
 Boşluk doldurma (fiiller)
 Kelime tamamlama
 Fiil tamamlama
 Kelime Eşleştirme
 Fiil Eşleştirme
 Kelime Telaffuzları
 Fiil Telaffuzları
 Fiil çekim testleri

in

s. içeride
zf. içinde
ed. de, da, içinde
  • - You didn't think about it, not once, the possibility that Rambald could be right about me.
    - No, I didn't.
    - Why not?
    - I believe in you.
    - Did you think, I'd jus throw anyone in my trunk?
    - I just checked with transportation. You're gonna take the car to Dozer Field. There's a jet waiting to take you to Italy.

    - Rambald'ın benim hakkımda haklı olabileceği ihtimalini bir kere bile düşünmedin,
    - Hayır, düşünmedim.
    - Neden?
    - Sana inanıyorum.
    - Herhangi birisini arabamın bagajına atabileceğimi düşündün mü?
    - Ulaşım yollarını kontrol ettim. Dozer Field'a arabayı götüreceksin. Orada bir jet seni İtalya'ya götürmek için bekleyecek.
  • -The destruction of the Narn base in Quadrant 37 is drawing quite a lot of attention.
    -Yes, that was the intent.
    - Quadrant 37'deki Narn Üssü'nün yıkımı çok fazla dikkat çekiyor.
    -Evet, amacı da buydu.
  • - l change the schedule.
    - Don't change it because of me. I'll be all right in a minute. Can you lend me a handkerchief? I must look awful.
    - Programı değiştirdim.
    - Benim için değiştirme. Birazdan düzelirim. Ban bir mendil verebilir misin? Korkunç görünüyor olmalıyım.
  • - He could do musical harm to the princess.
    - Between us, no one in the world could do musical harm to the princess.
    - Prensese müzik anlamında kötülük yapabilirdi.
    - Aramızda kalsın, dünyada kimse prensese müziksel bir kötülük yapamaz.
  • - Princess Demetria is in town on holiday.
    - How nice for her.
    - The Spanish royal family is throwing a party in her honor tomorrow night,
    - Prenses Demetria, şehird tatilde.
    - Onun adına sevindim.
    - İspanya Kraliyet ailesi yarın gece onun onuruna bir parti veriyor.
  • - Prince John's calling Bishop of the Black Canons.. ...to proclaim him kin in Nottingham tomorrow.
    - How'd you learn this?
    - Lady Marian. She overheard.
    - Prens John, Black Canons piskoposunu arıyor... yarın onu Nottingham'da ailesi olarak ilan etmek için.
    - Bunu nasıl öğrendin?
    - Lady Marian. Kulak misafiri olmuş.
  • - We met at a bishops conference. In Trondheim. She was there as a journalist. I told her about the parsonage out here. I ventured to suggest a visit when the conference was over.
    - Piskopos konferansında tanıştık. Trondheim'da. Gazeteci olarak oradaydı. Buradaki papazevinde söz etmiştim ona. Konferans bittiğinde ziyarete gitmeyi önerecek cüreti göstermiştim.
  • - I even lent Peter $30,000.
    - Why would you be so generous?
    - We grew up together in the orphanage.
    - Peter’a 30,000 dolar borç verdim.
    - Neden bu kadar cömert olmak zorundasın?
    - Yetimhanede birlikte büyüdük biz.

  • - Okay. - Why can't you sit in the middle?
    - Peki. - Neden ortada oturamıyorsun?

  • - Then why should I go to your place... ?
    - I don't know. I would really rather not have to spend tonight alone.
    - I'm a pretty terrible person, Louis. No, I really, really am. I don't think I deserve being loved.
    - There, you see, we already have a lot in common.
    - Peki o zaman neden senin evine gitmeliyim?
    - Bilmiyorum. Bu geceyi gerçekten de yalnız geçirmek istemiyorum.
    - Ben oldukça kötü bir kişiyim, Louis. Hayır. Gerçekten... gerçekten öyleyim. Sevilmeyi hakettiğimi sanmıyorum.
    - Gördüğün gibi, birçok ortak noktamız var.
  • - Then why on earth should I go to your place... ?
    - I don't know. I would really rather not have to spend tonight alone.
    - I'm a pretty terrible person, Louis. No, I really, really am. I don't think I deserve being loved.
    - There, you see, we already have a lot in common.
    - Peki o zaman neden senin evine gitmeliyim?
    - Bilmiyorum. Bu geceyi gerçekten de yalnız geçirmek istemiyorum.
    - Ben oldukça korkunç biriyim, Louis. Hayır. Gerçekten... gerçekten öyleyim. Sevilmeyi hakettiğimi sanmıyorum.
    - Gördüğün gibi, birçok ortak noktamız var.
  • - So, I'll be in my room until dinner
    - He's gigantic.
    - I know.
    - You seem so young to have such a large son.
    - Thank you.
    - Peki akşam yemeğine kadar odamda olacağım.
    - Dev gibi.
    - Biliyorum.
    - Bu kadar büyük bir oğlun olamayacak kadar genç görünüyorsun.
    - Teşekkürler.
  • -I’d put money on it. That crate.
    - What crate?
    - The crate they shoved in that van.
    - Parayı üstüne koydum. Şu büyük sepetin.
    -Ne sepeti?
    -Minibüste bize gösterdikleri sepetin.
  • - I don't want your money.
    - Fine. sleep in your car.
    - Paranı istemiyorum.
    - Güzel. Git o zaman arabanda uyu.
  • - I take back my kiss and give it to him. He's so handsome. God must have made him in his spare time.
    - Öpücüğümü geri alıyorum ve ona veriyorum. Öyle yakışıklı ki. Tanrı, onu boş zamanında yaratmış olmalı.
  • - You ever think about dying?
    - Yeah. You?
    - Yeah. Some.
    - You think there's a heaven.
    - Yeah. Don't you?
    - I don't know.Yeah, maybe.
    - Can you believe there's a heaven if you don't believe in hell.
    - Ölümü düşünüyor musun hiç?
    - Evet, sen?
    - Evet. Biraz.
    - Sence cennet var mı?
    - Evet. Sence?
    - Bilmiyorum. Evet, belki.
    - Cehennem olmadığına inanıyorsan, cennet vardır'a inanabilir misin?
  • - lf l've to die l want to die in the arm of someone whom l trust.
    - Why do you choose me?
    - Because you're a nice man.
    - Ölecek olsam, güvendiğim birinin kollarında ölmek isterim.
    - Neden beni tercih ediyorsun?
    - Çünkü sen iyi bir adamsın.
  • - Sit down, man of God!
    - Thank you to eat. You can't feed all the hungry people.
    - There is no one in the neighborhood. The villages are deserted. Everyone has left Khotkovo.
    - Otur, Tanrı misafiri.
    - Yemek için teşekkürler. Tüm aç insanları besleyemezsiniz ama.
    - Etrafta kimse yok ki. Köy terkedildi. Herkes Khotkovo'yu terk etti.
  • - She moved from Oslo to a small town. In the south of Norwa where she began to work as a journalist. This is the first of her books.
    - I like it so much.
    - Oslo'dan küçük bir kasabaya taşındı. Norva'nın güneyinde, gazeteci olarak çalışmaya başladığı yere. Bu, kitaplarının ilki.
    - Onu çok beğendim.
  • - They'll give us water in there. - Really?
    - Orada su verirler. - Gerçekten mi?


64,586 c?mle
Cümle Sözlük, bir Onur-Hoca projesidir. cumlesozluk.com © 2009 - 2026