- I'm glad you're not a cop.
- Did you do something wrong?
- Do I look like I did something wrong?
- I don't know.
- Do I look like a thief? Or a killer? If so, you shouldn't have left me with the kids.
- Polis olmadığına sevindim.
- Yanlış birşey mi yaptın?
- Yanlış birşy yapmış gibi mi görünüyorum?
- Bilmem.
- Hırsıza mı benziyorum? Ya da katile? Eğer öyleyse, beni çocuklarla bırakmamalıydın.
- I'm glad you're not a cop.
- Did you do something wrong?
- Do I look like I did something wrong?
- I don't know.
- Do I look like a thief? Or a murderer? If so, you shouldn't have left me with the kids.
- Polis olmadığına sevindim.
- Yanlış birşey mi yaptın?
- Yanlış birşy yapmış gibi mi görünüyorum?
- Bilmem.
- Hırsıza mı benziyorum? Ya da katile? Eğer öyleyse, beni çocuklarla bırakmamalıydın.
- Sit down, man of God!
- Thank you to eat. You can't feed all the hungry people.
- There is no one in the neighborhood. The villages are deserted. Everyone has left Khotkovo.
- Otur, Tanrı misafiri.
- Yemek için teşekkürler. Tüm aç insanları besleyemezsiniz ama.
- Etrafta kimse yok ki. Köy terkedildi. Herkes Khotkovo'yu terk etti.
- There was nothing there, chief
- Nothing?
- We went to confront him.. ...and the landlady said that the son-of-a-bitch just took off. Left everything. It's unbelievable.
- Orada hiçbir şey yoktu, şef.
- Hiçbir şey mi?
- Onunla yüzleşmeye gittik... ve ev sahibi piç kurusunun yeni ayrıldığını söyledi. Herşeyi bırakmış. İnanılmaz.
- Oh, sorry. I know I left them in the studio.
- I'll get them
- I'm going with you. May I lean on you, Nicolas? I'm wobbly.
- Wait, I'll help you. What's happened?
- Nothing. A bit of epilepsy,or something like that.
- Oh, pardon. Onları stüdyoda bıraktım, biliyorum.
- Ben alırım.
- Seninle geleyim. Sana yaslanabilir miyim, Nicholas? Biraz sallanıyorum.
- Dur. Sana yardım edeyim. Ne oldu?
- Hiç birşey. Küçük bir sara ya da onun gibi birşey.
- Is there no one left to cast the bell?
- Take me with you. Let me cast the bell for you.
- Are you mad, boy?
- Take me to the Prince. Honestly, I can make everything very well for you. You won't find anyone better than me; they're all dead.
- Go to hell!
- Okay! But I know the secret of bell-making, and I won't tell.
- What are you saying?
- I know the secret. My father knew the secret of bell-making. Before he died, he passed it to me.
- Çanı toplayacak kimse kalmadı mı?
- Beni de götürün. Sizin için çanı da toplayayım izin verin.
- Sen delirdin mi, çocuk?
- Beni Prens'e götürün. Dürüstçesi, herşeyi sizler için en iyi şekilde yapabilirim. Benden daha iyisini bulamazsınız; hepsi öldüler.
- Cehenneme git!
- Tamam! Ama çan yapmanın sırrını biliyorum ve söylemem.
- Sen ne diyorsun?
- Sırrı biliyorum. Babam çan yapmanın sırrını biliyordu. Ölmeden önce de onu bana iletti.
- That was a year ago. She was all we had to carry. But she could hardly walk so I left her in the hospital. Some woman in labour screamed. That frightened her.
- Bu bir yıl önceydi. Taşıyacağımız tek şey oydu. Ama güçlükle yürüyordu bu yüzden onu hastahanede bıraktım. Doğuran bir kadın çığlık atıyordu ve bu da onu korkuttu.