go
Logo
twitter twitter
çevrimiçi: 8259 kişi  24 Nis 2026 
 Boşluk doldurma (kelimeler)
 Boşluk doldurma (fiiller)
 Kelime tamamlama
 Fiil tamamlama
 Kelime Eşleştirme
 Fiil Eşleştirme
 Kelime Telaffuzları
 Fiil Telaffuzları
 Fiil çekim testleri

left

left, left, leaving, leaves
i. sol, sol taraf
  • - Well, how did she react? - She flipped out. Just left.
    - Tepkisi ne oldu? - Gitti, evi terk etti.

  • - What's wrong with you?
    -She left the fucking gate open!
    -Yes, but he can't have gone far.
    - Senin sorunun ne?
    - Kahrolası bahçe kapısını açık bırakmış.
    - Evet ama fazla uzağa gitmiş olamaz.
  • - I'm supposed to send you some more, but first I have to buy 9 by 12 envelopes.
    - All we've got left is 10 by 13.
    - Sana biraz daha göndermem gerekiyor, ama önce dokuza on ikilik zarf almalıyım.
    - Bütün elimizde kalanlar on çarpı on üç boyutlu.
  • - She left the house at 17.05. Noticed the handbag. It was big enough to carry a package ... say,the size of a book...
    - Saat 17:05'te evden çıktı. Çantayı farketti. Bir paketi taşıyabilecek kadar büyüktü... de ki bir kitap büyüklüğünde...
  • - There's a letter from Rafael. For me. He wrote it.. on the night he died. He left it half written...on the table. He didn't have time to finish it.
    - Rafael'den mektup var. Bana yazılmış. O yazmış... öldüğü gece... Yarısını yazıp bırakmış... masanın üzerinde. Bitirecek bakti olmamış.
  • - I'm glad you're not a cop.
    - Did you do something wrong?
    - Do I look like I did something wrong?
    - I don't know.
    - Do I look like a thief? Or a killer? If so, you shouldn't have left me with the kids.
    - Polis olmadığına sevindim.
    - Yanlış birşey mi yaptın?
    - Yanlış birşy yapmış gibi mi görünüyorum?
    - Bilmem.
    - Hırsıza mı benziyorum? Ya da katile? Eğer öyleyse, beni çocuklarla bırakmamalıydın.
  • - I'm glad you're not a cop.
    - Did you do something wrong?
    - Do I look like I did something wrong?
    - I don't know.
    - Do I look like a thief? Or a murderer? If so, you shouldn't have left me with the kids.
    - Polis olmadığına sevindim.
    - Yanlış birşey mi yaptın?
    - Yanlış birşy yapmış gibi mi görünüyorum?
    - Bilmem.
    - Hırsıza mı benziyorum? Ya da katile? Eğer öyleyse, beni çocuklarla bırakmamalıydın.
  • - Sit down, man of God!
    - Thank you to eat. You can't feed all the hungry people.
    - There is no one in the neighborhood. The villages are deserted. Everyone has left Khotkovo.
    - Otur, Tanrı misafiri.
    - Yemek için teşekkürler. Tüm aç insanları besleyemezsiniz ama.
    - Etrafta kimse yok ki. Köy terkedildi. Herkes Khotkovo'yu terk etti.
  • - There was nothing there, chief
    - Nothing?
    - We went to confront him.. ...and the landlady said that the son-of-a-bitch just took off. Left everything. It's unbelievable.
    - Orada hiçbir şey yoktu, şef.
    - Hiçbir şey mi?
    - Onunla yüzleşmeye gittik... ve ev sahibi piç kurusunun yeni ayrıldığını söyledi. Herşeyi bırakmış. İnanılmaz.
  • - Oh, sorry. I know I left them in the studio.
    - I'll get them
    - I'm going with you. May I lean on you, Nicolas? I'm wobbly.
    - Wait, I'll help you. What's happened?
    - Nothing. A bit of epilepsy,or something like that.
    - Oh, pardon. Onları stüdyoda bıraktım, biliyorum.
    - Ben alırım.
    - Seninle geleyim. Sana yaslanabilir miyim, Nicholas? Biraz sallanıyorum.
    - Dur. Sana yardım edeyim. Ne oldu?
    - Hiç birşey. Küçük bir sara ya da onun gibi birşey.
  • - My roommate's gone. All he left behind was an eyelash and three skin flakes.
    - What's the point?
    - Oda arkadaşım gitti. Ardında bütün bıraktığı bir kirpik ve üç deri sıyrığı.
    - Ne demek istiyorsun?
  • - Where is she?
    - She left me at the gate.
    - Left you at the gate?
    - Said she was grabbing a taxi.
    - O nerede?
    - Beni kapıda bıraktı.
    - Seni kapıdamı bıraktı?
    - Bir taksi tutacağını söyledi.
  • - Before I left Minbar, I was given a letter from 900 years ago.
    - Whose handwriting is this?
    - Mine. I wrote this from the past, 9OO years ago.
    - Minbar'dan ayrılmadan evvel 900 yıl öncesine ait bir mektup verildi bana.
    - Bu kimin el yazısı?
    - Benim. Bunu 900 yıl önce geçmişte yazmıştım.
  • - when the end comes... all that will be left is us.
    - That's why they hate us.
    - And that's why you must stay here. With me.
    - İşin sonu geldiğinde... kalan sadece bizler olacağız.
    - Bu yüzden bizden nefret ediyorlar.
    - Ve bu yüzden burada kalman gerekli. Benimle.
  • - No, you're not serious.
    - I left the gate open and the dog got out.He could get hit by a car.
    - Hayır ciddi olamazsın.
    - Kapıyı açık bırakmıştım, köpek dışarı kaçmış. Araba çarpmış olabilir.
  • - Did you bring it, darling? I left it in your handbag.
    - It must be in here somewhere, dear.
    - I saw the man in the shop give it to you.
    - Getirdin mi, sevgilim? Çantana koymuştum.
    - İçinde bir yerlerde olmalı, canım.
    - Dükkandaki adamın sana verdiğini görmüştüm.
  • - Is there no one left to cast the bell?
    - Take me with you. Let me cast the bell for you.
    - Are you mad, boy?
    - Take me to the Prince. Honestly, I can make everything very well for you. You won't find anyone better than me; they're all dead.
    - Go to hell!
    - Okay! But I know the secret of bell-making, and I won't tell.
    - What are you saying?
    - I know the secret. My father knew the secret of bell-making. Before he died, he passed it to me.
    - Çanı toplayacak kimse kalmadı mı?
    - Beni de götürün. Sizin için çanı da toplayayım izin verin.
    - Sen delirdin mi, çocuk?
    - Beni Prens'e götürün. Dürüstçesi, herşeyi sizler için en iyi şekilde yapabilirim. Benden daha iyisini bulamazsınız; hepsi öldüler.
    - Cehenneme git!
    - Tamam! Ama çan yapmanın sırrını biliyorum ve söylemem.
    - Sen ne diyorsun?
    - Sırrı biliyorum. Babam çan yapmanın sırrını biliyordu. Ölmeden önce de onu bana iletti.
  • - That was a year ago. She was all we had to carry. But she could hardly walk so I left her in the hospital. Some woman in labour screamed. That frightened her.
    - Bu bir yıl önceydi. Taşıyacağımız tek şey oydu. Ama güçlükle yürüyordu bu yüzden onu hastahanede bıraktım. Doğuran bir kadın çığlık atıyordu ve bu da onu korkuttu.
  • - A week?
    - There's only a week left of school, Doug.
    - Bir hafta mı?
    - Sadece bir hafta okuldan ayrı kalacağız, Doug.
  • - She didn't leave me. She just left me behind Bud, let me tell you somethin'. She ain't half as smart as she thinks she is.
    - Beni terketmedi. Sadece beni arkada bıraktı Bud. Sana birşey söyleyeyim mi... Olduğunu sandığının yarısı kadar bile zeki değil.

1,333 c?mle
Cümle Sözlük, bir Onur-Hoca projesidir. cumlesozluk.com © 2009 - 2026