zf. kadar, olarak, gibi, iken
i. gibi
bğ. ki; madem; olduğu gibi, diği gibi, iken, irken; karşın, rağmen; mademki
- These days teenagers who want to become parent are given a sack of flour to keep for a week, as if it were a baby.
- You're kidding?
- No. They hold it, they care for it.lt gives a good idea of the responsibility of parenthood.
- Bugünlerde çocuk sahibi olmak isteyen gençlere bir hafta boyunca tıpkı bir bebek gibi bakmaları için bir çuval un veriyorlar.
- Şaka mı yapıyorsun?
- Hayır. Çuvalı taşıyorlar, onunla ilgileniyorlar. Bu onlara ebeveynlikle ilgili iyi bir fikir veriyor.
- I gambled in this race. This horse has a good timing. lt's a healthy horse, never had a problem. The jockey is light.
- As far as I know, you've never made 19 grands, have you?
- Bu yarışta oynadım. Bu atın zamanlaması iyi. Sağlıklı bir at, hiç problemi olmadı. Cokey hafif.
- Benim bildiğim kadarıyla, 19 dolar bile kazanamadın bugüne dek, değil mi?
- A man capable of defeating us has not yet been born. As to princes, I have enough of my own.
- The brave knight Hubertus, as Lord of all the conquered Russian lands, I dub you the Prince of Pskov.
- Bizi yenebilecek adam henüz doğmadı. Prenses tenezzül ederse, yeterince şeyim var.
- Cesur şövalye Hubertus, işgal edilmiş tüm Rus topraklarının Lordu olarak, sizi Pskov prensi ilan ediyorum.
- She's as skinny as a stick of macaroni.
- You ough to see her rock and roll with her blue jeans on.
- She is just skin and bone.
- l love her and she loves me. this is what counts.
- Bir spagetti kadar sıska.
- Cin pantolonunun içinde onu rock and roll yaparken görmelisin.
- Bri deri bir kemik.
- Onu seviyorum ve o da beni seviyor. Önemli olan bu.
- I have several identities, several faces. But I'm famous as Mabro. I speak various languages. I have personal contacts with politicians in many countries.
- Bir çok kimliğim, bir çok yüzüm var. ama Mabro olarak tanınıyorum. Bir çok dil konuşabilirim. Bir çok ülkedeki politikacılarla şahsi kontaklarım var.
- Perhaps Rosetta though you were painting it as a gift.
- A gift?Why would she think that?But who can tell with her?
- I knew her like I knew other women.
- Belki Rosetta resmi hediye olarak yaptığını düşünmüştür.
- Bir hediye mi? Neden böyle düşünsün? Kİm söylemiş olabilir?
- Diğer kadınlar gibi onu da tanıyorum.
- What are you trying to tell me?
- That as a matter of law, the truth is irrelevant. We have no knowledge the story is false, therefore we're absent malice.
- But we've been both reasonable and prudent.
- Bana ne söylemeye çalışıyorsun?
- Kanuna göre gerçeğin alakasız olduğunu. Hikayenin yanlış olduğuyla ilgili bir bilgimiz yok, bu yüzden de varolmayan suç karşıtlarıyız.
- Ama her ikimiz de akıllı ve mantıklıydık.
- Can we also see as easily that which is equally true. That he is the only true hero in this room. lf he were white, he wouldn't be in this court, fighting for his life.
- Aynı şekilde doğru olan bu gerçeği göremez miyiz? Bu gerçekse onun bu odadaki tek gerçek kahraman olduğu. Eğer beyaz olsaydı, bu mahkemede hayatı için savaşıyor olmayacaktı.
- There's no communication with the kidnappers. - Will the Super Bowl be postponed? - The game is on as scheduled.
- Adamları kaçıranlarla iletişim kurulamıyor. - Super Bowl (Amerikan Ulusal Futbol Ligi) ertelenecek mi? - Hayır karşılaşma programlandığı şekilde oynanacak.
- "Native American" ... as they like to be called in nowadays. We had nice chat about history of the area. He really opened my eyes.
- 'Yerli Amerikalı' ... bugünlerde kendilerine denmesinden hoşlandıkları gibi. Bölgenin tarihi hakkında güzel bir sohbet ettik.Gerçeken gözlerimi açtı.