- Let them in.
- You wait in the corridor.
- Let us eat, brothers. Lord has been bountiful. A drink after a journey is good for the health, right?
- We're here to talk, not to drink.
- Onları içeri alın.
- Siz koridorda bekleyin.
- Hadi yiyelim, kardeşlerim. Lord çok cömerttir. Yolculuktan sonraki içki sağlığa faydalıdır, değil mi?
- Buraya konuşmaya geldik. İçmeye değil.
- What are you laughing at?
-Nothing. Ever think of how many people are here because you saved them? Or helped them, or arrested somebody who would've hurt them?
- Niye gülüyorsun?
- Hiç. Kaç tane insanın sadece sen onları kurtardığın için burada olduklarını hiç düşündün mü? Ya da onlara yardım ettiğin için, ya da onlara zarar verecek birilerini tutuklamış olduğun için.
- I don't know where you are.
- That's why I'm calling ya.
- Oh, yeah, I know where you are. I could be there in 15, 20 minutes. I got a map here in the truck.
- Nerede olduğunu bilmiyorum.
- Seni bu yüzden arıyorum.
- Oh, evet. Nerede olduğunu biliyorum. 15-20 dakikaya orada olabilirim. Burada kamyonda bir haritam var.
- why don't you shut the fuck up and let me make the decisions.
- All right, all right. You want to hang yourself, go ahead! I got some more rope back here if you need it.
- Neden sesini kesmiyorsun ve bırakmıyorsun da kararları vereyim?
- Tamam tamam. Eğer kendini asmak istiyorsan, hiç durma! İhtiyacın varsa, biraz daha ip var burada.
- l'm scared. Please don't go tonight, stay here with me.
- No, l'll sleep downstairs. l'll protect you. l'm ten times more brutal than Dragon.
- When you're so disrespectfull ...
- But now, you're crossing the line.
- Please forgive me...
- Korkuyorum. Lütfen bu gece gitme, burada benimle kal.
- Hayır. Alt katta uyuyacağım. Seni korurum.Ben Dragon'dan on kat daha vahşiyim.
- Bu kadar saygısız olduğunda...
- Ama şimdi, çizgiyi aşıyorsun.
- Lütfen, beni affet...
- l came to the countryside to find out about English hobbies. Chenkuye.
- You are here on a hunt.
- Yes. Yes, l am, indeed. And you are... Why do you not have a horse?
- l can't afford one, quite honestly.
- Kırlara İngiliz hobisini öğrenmek için geldim, Chenkuye.
- Ava çıktın.
- Evet, evet. Aslında öyle. Ya sen... Neden atın yok?
- Dürüst olmak gerekirse buna param yok.