go
Logo
twitter twitter
çevrimiçi: 3551 kişi  10 Şub 2026 
 Boşluk doldurma (kelimeler)
 Boşluk doldurma (fiiller)
 Kelime tamamlama
 Fiil tamamlama
 Kelime Eşleştirme
 Fiil Eşleştirme
 Kelime Telaffuzları
 Fiil Telaffuzları
 Fiil çekim testleri
Top 5000 » hardly

hardly

zf. zorla, neredeyse hiç, sertçe
  • I suppose I better know things. However, to be clear, my employer hardly tells me everything. Mmm. We will collaborate, you and I.
    Sanırım olayları daha iyi biliyorum. Yine de açıklayıcı olması bakımından, patronum bana nadiren her şeyi anlatır. Şey. Siz ve ben işbirliği yapacağız.
  • I guess that's hardly worth mentioning it someone in your situation.
    Sanırım bu senin durumunda olan birisine bahsetmeye-anlatmaya değmeyecek bir şey-bahsetmeye değmez.
  • To read the assignment I hardly need to study elementary French, Professor Leland. I've been to Paris many times, and speak well enough to get by, thank you Mademoiselle Masterson please read the first paragraph on the last page and explain it,in French, of course.
    Ödevi okumak için başlangıç seviyesinde Fransızca çalışmaya neredeyse hiç çalışmam gerekmedi. Profesör Leland, Paris’e çok kez gittim ve derdimi anlatacak kadar konuşabiliyorum. Teşekkürler Matmazel Masterson, lütfen son sayfadaki ilk paragrafı okuyup, ve Fransızca açıklamasını yapın.
  • I can hardly think of it without abhorrence.
    Onu tiksinti duymadan düşünemiyorum.
  • They're hardly likely to trace them back , are they?
    Onların aslını arayıp bulacak gibi gözükmüyorlar, değil mi?
  • He concentrated on crawling as fast as he could and hardly noticed that there was not a word, not any cry, from his family to distract him.
    O,elinden geldiğince hızlı şekilde emeklemeye konsantre oldu,ailesinden onun dikkatini çekmek için bir kelime yada bir çığlık olmadığına neredeyse hiç dikkat etmedi.
  • How strange How fascinating I can hardly keep my eyes open.
    Ne tuhaf. Ne kadar büyüleyici.Gözlerimi çok zor açık tutabiliyorum.
  • How strange! How fascinating! I can hardly keep my eyes open. I don't know what's come over me.
    Ne kadar garip! Ne kadar büyüleyici! Gözlerimi güçlükle açık tutabiliyorum. Bana ne oldu bilmiyorum.
  • I hardly ever listen to rock music.
    Nadiren rock müzik dinlerim.

  • He was hardly inside his room before the door was hurriedly shut, bolted and locked.
    Kapı aceleyle kapatılmadan,sürgülenmeden ve kilitlenmeden önce,ancak odasına girebilmişti,

  • Although I like Jane, I hardly call her
    Jane'i sevmeme rağmen, onu neredeyse hiç aramam.

  • Gregor hardly slept at all, either night or day.
    Gregor gece yada gündüz neredeyse hiç uyumadı.
  • The suffering is dreadful. Most men have fever and hallucinations. Hardly anyone can stand upright.
    Çektikleri acı korkunç. Adamların çoğunun ateşi var ve halüsülasyon görüyor. Neredeyse hiç kimse ayakta duramıyor.
  • . I must have seemed ignorant. I hardly said anything apart from "Geronimo".
    Cahil görünmüş olmalıyım. "Geronimo"'dan başka hiç bir şey söylemedim.
  • Hardly knew he was here.
    Burada olduğunu anlamadım bile.
  • I can't believe you do this everyday. My whole body aches from concentrating so hard. I'm only doing a tiny bit of what you do, and I can hardly breathe.
    Bunu hergün yaptığına inanamıyorum. Bu kadar yoğun bir şekilde dikkatimi vermekten her yerim tutuldu. Senin yaptğın şeyin sadece birazını yapıyorum ve nefes alamıyorum.
  • This letter will never reach you .I can't even write it. I can hardly gather my thoughts of what I want to say.
    Bu mektup sana asla ulaşamayacak. Hatta yazamıyorum bile. Ne söylemek istediğimi toparlayamıyorum.
  • These rocky shores are hardly a safe place to lay their eggs and each year the marine iguanas have to journey inland.
    Bu kayalık sahiller yumurtalarını bırakmak için neredeyse hiç emniyetli bir yer değildir ve her yıl deniz iguanaları denizden karaya doğru yolculuk etmek zorundadır.
  • We had hardly reached the hall when we heard the baying of a hound, and then a scream of agony, with a horrible worrying sound which it was dreadful to listen to.
    Bir köpek havlaması duyduğumuzda neredeyse girişe varmıştık,sonrasında dinlemesi korkuç olan üzücü berbat bir üzüntü sesi eşliğinde, bir ızdırap çığlığı.
  • In fact, I hardly ever go to the theater.
    Aslında, nadiren tiyatroya giderim.


412 c?mle
Cümle Sözlük, bir Onur-Hoca projesidir. cumlesozluk.com © 2009 - 2026