go
Logo
twitter twitter
çevrimiçi: 544 kişi  24 May 2019 
 Boşluk doldurma (kelimeler)
 Boşluk doldurma (fiiller)
 Kelime tamamlama
 Fiil tamamlama
 Kelime Eşleştirme
 Fiil Eşleştirme
 Kelime Telaffuzları
 Fiil Telaffuzları
 Fiil çekim testleri

able

 
s. yapabilen, gücü yeten
  • that you would understand
    and be able to accept this.
    zannederek hatalı davrandım.
  • She hasn’t been able to save enough money.
    Yeterince para biriktirememiştir.

  • You're not gonna be able to concentrate in class tomorrow.
    Yarınki derslerinde dikkatini toplayamayacaksın.
  • Well, the Sultan said he won't be able to sentence your prisoners until tomorrow.
    Yani, Sultan dedi ki, yarına kadar mahkumlarının cezasını veremeyecek.
  • And I think that they'll be able to see that.
    Ve onlar da bunu görebilecek durumda.
  • The application should be able to roll back the install at failure and restore the machine to its previous state.
    Uygulama, eğer başarısız olursa yükleme işlemini geri alabilmeli ve makineyi eski durumuna döndürebilmelidir
  • The National News should be able to find out what happened.
    The National News neler olup bittiğini bulabilecektir.
  • His phone's been disconnected, but I was able to obtain an address.
    Telefonu kesikmiş, ama bir adres bulabildim.

  • My only regret is not being able to tell him how proud I am.
    Tek pişmanlık duyduğum şey ondan ne kadar çok gurur duyduğumu söyleyememdir.
  • Well, what will you be able to do in the International Sales Division?
    Şey, Uluslar arası Satış Bölümünde ne yapabileceksin?

  • Well, I lost my job last month, and I haven’t been able to find another one.
    Şey, geçen ay işimi kaybettim ve başka bir tane bulamadım.

  • Well, if I don’t get it off, he won’t be able to eat!
    Şey, çıkaramazsam yemek yiyemeyecek!

  • I was able to come up with a fairly effective card-counting technique. You know how to deal a hand of blackjack?
    Son derece etkili bir kart sayma tekniği geliştirdim. Blackjack eli nasıl dağıtılır bilir misin?
  • We might be able to tape the gun
    behind it.
    Silahı arkasına iliştirebiliriz.
  • 'I should be able to look after that for you.'
    Senin için ona bakabilirim.
  • It's just, for me, the natural standard: a woman should be able to decide over her own body.
    Lasse Hallstrom
    Sadece benim için,doğal standart:Bir kadın kendi vücuduyla ilgili karar verebilmeli.
  • Well, financially it's a little bit better. But it's better than than when I was a teacher. But I kind of - it's allowed me to buy a house. And I've been able to help my mother with some stuff and my brother. So, that's nice.
    Clay Aiken
    Pekala,o,finansal olarak biraz daha iyi,fakat bir öğretmen olduğum zamandan daha iyi,bir bakıma,o bana bir ev aldırdı,ve bazı şeylerde anneme ve kardeşime yardım edebilmekteyim .Bu yüzden o güzel bir iş.
  • Once we're on the other side we'll be able to get them out. Take as many men as you need and hurry!
    Öbür tarafa çıktığımızda onları çıkarabiliriz.Ne kadar insan gerekiyorsa al ve çabuk ol.
  • In his thirtieth year, he stil endevaours in vain. He won’t be able to change a thing.
    Otuzuncu yılında, halen boşa çabalıyor. Hiçbirşeyi değiştiremeyecek.
  • No one really knows what it is, because we haven't been able to explore it.
    Onun ne olduğunu gerçekten hiç kimse bilmiyor, çünkü onu araştıramadık.

2,067 cümle
Cümle Sözlük, bir Onur-Hoca projesidir. cumlesozluk.com © 2009 - 2019